29 Ekim 2012 Pazartesi

Cumhuriyet

    Cumhuriyetimizi kutlamamıza engel olmaya çalışan tüm iç düşmanlara rağmen, sen rahat uyu! Bu vatan bize senin eserin ve bu vatanı bölemeyecekler... 
"ATAM İZİNDEYİZ! "

21 Ekim 2012 Pazar

SES 1, 2..

  İşim sesimle ilgili olunca ve laranjit olup tüm sesimi kaybedince bana da izin yolları göründü :) böyle hastalığın gözünü  seveyim :)  Tabii raporlu olup evde kalınca bugün ne diksem diye dolandım durdum çanta dikmeye karar verdim vazgeçtim, takı yapiim dedim vazgeçtim, en iyisi yastık dikeyim dedim daha az yorucu olur diye giriştim... Son zamanlarda yaptığım çoğu şey bittikten sonra şunu diyorum; "Bu da Deniz' in olsun!" Temmuzdan beri eşimden sonra ki en büyük aşkım o benim.  Tabi ki yastık ta onun oldu. Yengesi yer onu :)  Bir diğer günde de bir bebek dikeyim dedim giriştim kesmeye biçmeye arada dinlenmeydi film izlemeydi derken, Sabah başladığım bebek akşam 11 gibi ancak bitti.   Bir de nostalcik yapıp çocukluğumda izlediğim filmlerden "The Blue Lagoon"  "Mavi Göl" ü buldum evde ohh hafta ortası tatil bir başka keyifliymiş...





İşte benim aşkımm!

18 Ekim 2012 Perşembe

ev hanımı denemeleri...

   Hep dikiş hep hobi nereye kadar. Kadınım ben kadın arada bi mutfağa gir bi iki yemek bişey yap ev hanımı ol diğmi...Eh işte ben de kendi çapımda yapmıyor değilim yapıyorum tabi birşeyler ama kendime kadar öyle artistik yemek çalışmalarım pek yok. Zaten işten eve gelişim akşam dokuzu onu bulunca o saatten sonra ne kadar ev hanımı olursun...
   Hem zaten çok tembelim. Doğuştan gelen bir şey bu tembellik dokuz ay on gün yattım içerde. çıkarmasalar daha kalırdım güzel günlerdi... 
  Tabii mutfağa düşkün olmak için telkin de şart fakat beyimiz hazretleri öyle her yemeği sevmez , yemez, beğenmediği her yemeğe de öyle bahaneler bulur ki şaşkınlıkla izlerim. sonunda da "sen onu ye ben dışarıdan söylerim" der, deli eder. Yoksaa ben eskiden çook marifetliydim hamur işi olsun egzantirik yemekler olsun yapardım yani. çok ta severdim mutfakta takılmayı  ama beyimiz beni soğuttu bu işten ne yapsam olumsuz karşılanınca ben de çektim eli ayağı. yemeklerimiz belirli şeylerle sınırlı pek aşmıyoruz sınırımızı. Evde sulu yemek hiç pişmez mesela pişse bile taze fasülye pişer o kadar.
   Neyse iyice lafı uzattım konu şu ki;  bir kaç yıl önce bir balık lokantasında yediğimiz sıcak helvanın tadı damağımızda kalmıştı kayınvalidem de daha sonra oraya gidip şeften tarifi kapmış. İnternetten baktığımda çeşit çeşit tarif var. ben de bizdekini  paylaşmak istedim sizinle. Kırk yılda bir bişey yaptım paylaşıcam tabi ki :)

  Şundan şu kadar bundan bu kadar diyemicem ben iki kişilik yaptım. Göz ayarı yiyebileceğiniz kadar yapabilirsiniz.

Malzemeler;
Havuç
Sade tahin helvası
alüminyum folyo
Teflon tava

Nasıl yapıyoruz;
  Alüminyum folyoyu düz bir zeminde genişçe açıyoruz, üstüne havuçu rendeliyoruz daha sonra ince kestiğimiz helvayı havuçun üstüne seriyoruz ve alüminyum folyoyu üstüne kapatıp kenarlarını hava kaçırmayacak şekilde bir, iki kat katlıyoruz. Isınmış tavaya koyup orta ateşte beş dakika kadar pişmesini bekliyoruz. Alüminyum folyonun ısındıktan sonra şişmesi gerekiyor. şişmiyorsa hava kaçırıyor demektir. 5 dak sonra ateşten alıp direk folyodan yiyebilirsiniz sıcak sıcak :)




Rengine kapılmayın :) önce bir tadın... Ha havuçla helva ne alaka mı dedi biri? Ben de demiştim yemeden önce. İlk önce bi tadalım lütfen yine beğenmezsek havuçsuz yaparız ama daha az ateşte tutarız :)

8 Ekim 2012 Pazartesi

Mutfak yenileme

  Ne zamandır paylaşacağım mutfat dolabı fotoğraflarımı sonunda hazırladım.  Henüz kendi evimize sahip olamadığımız için kirada takılıyoruz. Tabi insanın kendi evi olmayınca öyle her şeyi boyayıp değiştiremiyor. Evlendiğimiz de eşimin daha önceden yaşadığı bekar evinden ayrılmadık. Tek kişilik evi iki kişiliğe çevirdik, biraz yenileyip adam ettik o kadar.  Salonda iki kapaklı bir dolap vardı ilk önce onu kapladım. Hoşuma gidince de gözü mutfak dolaplarına diktim. İlk önce dolaplar beyazdı. ardından kırmızı kaplama kağıtları ile kaplamıştım ama kağıt zamanla kötü bir hal alınca sökmek zorunda  kalmıştım. Karikatür desenli kaplama kağıdı daha kalın ve daha sağlam durunca mutfak dolaplarında da hoş olur diye düşünüp giriştim... Tüm dolaplar bir saat içinde kaplandı bitti. Salonda ki küçük dolabı da daha sonra mutfağa alıp erzak dolabı yaptım.Üç yıldır bu şekilde kullanıyorum henüz hiç bir şey olmadı.   Biz buradan çıkınca ev sahibi umarım bu değişikliklerden memnun kalır :)

6 Ekim 2012 Cumartesi

İzmir gezmesi 2

  İlk gün orman havasını bol bol içimize çektikten sonra ikinci güne de ne zamandır görmek istediğim Şirince ve Efes'i ayırdık. Tabii geçerken de bir Nazar köy yaptık. Şirinceden bol bol şarap aldık. Doktorlar şarabı özellikle benim gibi kansızlık sorunu olan kişilere günde bir bardak tavsiye ediyorlar tabii özellikle kırmızı meyve şaraplarını...
  Şirince çok güzel bir köy; mimari yapısı, doğası, şarapları,tarihi hepsine hayran kaldım. Keşke Ege de bir yerde doğmuş olsam bu topraklar memleketim olsa demedim değil ama benim caanım trakyamın da gözünü seveyim o ayrı!
   Özelikle Efes'i gezerken bir zaman makinası olsa neler neler yapardık geçmişte hangi dönemlere giderdik eşimle sürekli hayaller kurduk. Tabi ki beyimizin en büyük hayali o dönemlere şimdi ki digital fotoğraf makinası ile gidip her şeyi tek tek kaydetmek... Öyle bir imkan olsa o zamanda bizi ya tanrı yapar taparlar ya da şeytan deyip asarlar dı ya neyyse :))  Efes'e hayran kaldım imkan olsa günlerce çıkmazdım oradan.

   Bu arada Nazarköy de boncuk sanatı tahmini 1950 yılından bu yana yapılmakta. Özellikle lisede cam işlemeciliği bölümünü okuyunca burada ki cam ocakları beni mest etti. Köyün gençleri bu sanatı ileriki nesillere taşımaya devam ediyor.  Ha bu arada adam orada sanat icra ederken içeri giren hanım teyze "başka iş mi bulamadınız, iş mi kalmadı da bu işi yapıyorsunuz?" deyince sinirlerim tepeme vurdu. Çemkirip "sen şu dünyada ne yaptın teyze torunlarına gelecek nesile bırakacağın bir sanatın varmı?" diyesim geldi de sus Aslı dedim...
Neyse efenim biraz da fotoğraflar konuşsun...
 

 Canlarım benim nasıl da sıra sıra dizilirlermiş :)






4 Ekim 2012 Perşembe

İzmir gezmesi 1

    Şu an imkanım olsa gelip İzmir'e yerleşirim. İzmir'in çevresinde bir köye yerleşip sessiz sakin bir hayat sürmek harika olurdu. İnsan burada ne yaşlanır ne de hastalanır. Üç gündür dayımın evinde kafa dinliyoruz, öyle iyi geldi ki İstanbul'a hiç dönesim yok. Burada çocukluğumu hatırladım; bahçede tavuğun altından sıcak yumurtayı toplamak, inek sütü ve çeşmeden su içmek, bol bol böğürtlen yemek, doğal beslenmek off! Şimdi de cırcır böcekleri eşliğinde bu yazıyı yazmak ne güzel...











İzmir Yiğitler mesire yeri yol üstünde bulunan bu çeşmeden akan su demir eksikliğine çok iyi geliyormuş biz de bir kaç şişe aldık. Çeşmeden akan su, düştüğü yerdeki taşları pas rengine boyamıştı.