19 Aralık 2012 Çarşamba

Sarsık!..

kelime anlamı olarak beni tarif eden bir kelime olsa gerek. Önce ailem sonra da arkadaş çevrem söylüyorsa vardır bir bildikleri :))  Tabi bazen eşim bunu devam ettirip şapşal, kamil, çatlak diye uzatabiliyor... Ha ne alaka diğmi?  Sarsıkım arkadaş kabul ediyorum. Kendi başıma iş açma konusunda ustalaşmış vaziyetteyim. Bir iş yaparken tehlikesi varmı, yokmu bakmadan girişirim hep ve sonucun yara bere ile bittiği çok olur. Şimdi ne yaptım dersek; sadece pilav yapmak istemiştim, ki pilavı genelde soğuk su ile yaparım bazen de ölçüp kettle da ısıtıp öyle eklerim ama perşembe akşamı o kaynarsuyu bardağa dökerek yapasım geldi. İç sesim çok derinlerden "aman yanma!" derken duymamazlıktan geldim tabi ki, serde keçilik var ya... Tabiki o  çok sevdiğim bardak bir anda düşmanım oluverdi. Elimde bomba gibi patlaması ile tüm kolum ve göğsüm yandı. Ve çoğu insan gibi yanarak ölme korkum  bin kat daha yükseldi. Bu nasıl bir acıdır, dayanılacak , tarifi olacak bir şey değil... Bir bardak suyun yakabileceği nedir ki yani? . Bir haftadır sargılar içindeyim ve daha 2 ayımı alacağını söyledi dr. Benden size tavsiye bu tarz işlerle uğraşırken mümkün olduğunca kulplu bardak kullanın ve ya suyu önceden ölçüp kettle da ısıtıp oradan ekleyin yemeklere. Ben ettim siz etmeyin yani...
  Daha bir sürü işim vardı yapacak ama artık yoklar ... Ben de iş yerinde yılbaşı için kağıtlardan süsler kesiyorum. burada da durmak yok illa bir şeyler yapmam lazım... sıkıntılı styla...

16 Aralık 2012 Pazar

MİMlendim, MİMledim...

Blog aleminde körpe biri olarak ne zamandır merak ediyordum şu "mim" lenme olayını ama araştırmaya üşeniyordum :) ( başa gelince hemen öğreniverdim tabii :) sevgili 




12 Aralık 2012 Çarşamba

12 12 12

   12 lerin dizilişi, yaşın 33 oluşu doğum günüme sayısal  bir şekil kattı bu sene :) İş yerinde arkadaşlarım güzel dileklerinin olduğu bir kağıt hazırlamışlar çok hoşuma gitti :)  aptal bir mutluluk söz konusu üstümde :)
,


6 Aralık 2012 Perşembe

Yılbaşı süsleri

Yaklaşık bir senedir evde duran şekil hamuru gözümü rahatsız etmeye başlayınca bari yılbaşı süsü yapiim diye sıvadım kolları... Bu işte çok beceriksizim kurabiye kalıpları olmasa o hamur daha bir kaç sene beklerdi kenarda... Hamurun markasını tam olarak hatırlayamıyorum. alırken hava ile kuruyan şekil hamuru derseniz yardımcı oluccaklardır sanırım.  Evde ki kurabiye kalıpları bu iş için bayaa yardımcı oldular :)
hamuru açtıktan sonra kalıpları çıkarıp kurumaya bıraktım. fakat ne yazıkki sabırsız olan kişiliğim bekleyemedi kurumalarını bir an önce olsun diye ısıtmaya çalıştım ve hepsi kurabiye gibi şişip patladılar :) bazılarını kurtardım tabi ama yapmayaydım iyiydi :) Tamamen kurumaları 3 günü aldı. (Alırken bunu da sorun daha çabuk kuruyan bir marka varmı diye; ve sakın ısıtmayın :)
  Elimde 40 tane oje olunca boyama işinde kullanmak için gidip boya aramak zorunda kalmadım ojeler işimi gördü sağolsunlar :) henüz kurdelelerini takıp asmadım ama sonuçların şöyle;







3 Aralık 2012 Pazartesi

Sonbahar kafası

  Yine en sevdiğim mevsimlerden birinin daha sonuna geldik... Kışı ve yazı pek sevmem ama baharlar candır ilk' i son' u hiç fark etmez benim için...
   Bakıyorum da bir aydır hiç bir şey yazmamışım en son nasıl atarlanmışsam artık... iş yoğunlu vs derken biraz uzaklaştım buradan. Bu aralarda ne yaptım dersek; millet 7. sezonunu izlerken ben daha yeni başladım ve 3.sezonuna kadar geldim. Şu aralar ortalarda "DEXTER bebeyimsin!.." diye dolanıyorum. Dün bütün gece rüyamda adamla uğraştım... Bazen öyle rüyalar görüyorum ki sırf onları yazmak için bir blok açsam mı diye düşünüyorum. Bilinç altım da neler dönüyorsa artık...
  Neyse  ne diyorduk Kasım ayı çoook çalıştım. biraz gezdim, biraz diktim, iş yerinde ki kankamın istifa etmesini kutladım, bol bol küfrettim, diyetisyenin verdiği diyet listesini keyfi olarak uygulamaya başladım. Ve hala dünyada bir tek bende olduğunu düşündüğüm hastalıklar uyduruyorum kendime... 

Maşukiyede yeşille özlem giderdim...

sonbahar çantasını bitirebildim. 

Bir de ufak tefek işleri kalan bir de messenger çanta var o da bir kaç güne kalmaz burada olacaktır.

 Denizeşku ya da uyku arkadaşını diktim. artık oyuncağına sarılıp uyuyormuş yerim ben onu...

12 Kasım 2012 Pazartesi

ATAR vol.1

Son günlerde yazmaz, yazamaz oldum...  Şu Taksimin kapatılması ile işten çıkışlarda evime gidebildiğim tek kestirme,  kısaltma yolumun da ortadan kalkması beni çıleden çıkaran en büyük etkenlerden biri. Normalde sıkışık olan trafik şimdi kilit durumda... Bu da beni farklı yollar denemeye sevk ediyor tabi ki... Her akşam farklı yollar arıyorum  ve her biri evime daha geç ulaşmama sebep oluyor... bozulan otobüsler, son anda altında kalmaktan kurtulduğum tranvaylar, tinerci dolu trenler vs. iş çıkışlarım çok maceralı olmaya başladı... Tabi saat 10 dan sonrada insanda hal kalmıyor hiç bir şey yapmaya...
   İş yerinde ise bir kaç haftadır hastalar çıldırmış durumda.O kadar yoğun ki saç baş yolduruyor... Gerçekten hasta olup gelen insanları anlıyorum da ota b.ka, sohpet etmeye bile dr.a gelenler, arayanlar beni çileden çıkarıyor. hele bir de iş yerlerinin yaptıkları özel sigortalarla havasını atanlar var ki... neyse sustum....
   Ayrıca geçenlerde bana telefonda küfreden Moldovyalı ablamız yazdım seni bi kenera haberin olsun pis taktım yani... Bir de "ben Türkçesini bilmiyorum Rusçasını söylüyorum size"diyen sevgili azeri abim vallahi bende de bazen kafa gidiyo, senin ki gibi güzel oluyo aynı şeyi içiyorsak demek ki...  
  Yani diyeceğim öyle yoğunuz ki su bile içemiyorum iş yerinde...sadece bugün 180 kişi ile telefonda konuştum beynim sulanmış, civatalarım gevşemiş durumda. Evet agresifim ... :)  Şuraya da gelip çemkirdim ya rahatladımmı hayır :) ben ancak işten atıldığım gün rahatliciim. tatlı dağatıcam hatta iş yerine :)

  Bu arada sevgili kocacığım umarım bu sene ki doğum günümde değişik bir plan vardır aklında  hani şekil olaraktan tarih diğerlerinden biraz farklı ya o açıdan şeettim. 12.12.12 her zaman denk gelmiyo :) öperim kuzum...

Hey gidi saçlarımın bir zamanlar kısa olduğu şu fotoğraf biraz eski ama şu anki ruh halimi anlatıyor.
 Delirenzi...

2005

6 Kasım 2012 Salı

Fotoğraf sehpası

   Eğer eviniz benim ki gibi küçük ise  ve fotoğraflarınızı koyabileceğiniz çok fazla bir alanınız yoksa benim ki gibi sehpayı bu iş için değerlendirebilirsiniz. İkea dan aldığımız sehpanın üstüne aynı boyutlarda cam kestirdik. Camın kenarlarını törpülettirdik ki oramızı buramızı kesmeyelim çünkü ben vahim derecede sakar bir insanım :) Sehpa daha önceden siyah beyaz fotoğraflarla kaplıydı, geçtiğimiz hafta sıkılıp renkli fotoğraflarla değiştirdim. Bir tek fotoğraf değil tabi ki isterseniz sevdiğiniz bir kumaş, gazete yazısı, tabi ki karikatür, bir romanın sayfaları vs. bir çok şey olabilir...



2 Kasım 2012 Cuma

migren stayla

Bir migrenzede olarak yıllardır bu meretle uğraşıyorum eskiden bir iki hap ile geçerken daha sonra babamın yaptığı iğneler etki etmeye başlamıştı. İstanbula gelince ise duruldu hiç ağrımaz oldu. Taa ki bu iş yerine girene kadar.  Şimdi her ay fiks bir defa acile yatıyorum  serumdan başkası kar etmez oldu. Hatta ben ve benim gibi bir kaç arkadaş yüzünden patronumuzun işe alacağı elemanlara ilk sorusu "migreniniz varmı?" oluyor :) adam bıktı bizim raporlardan :)  Eşim bile  o ay olmazsa 31. günü "bu ay acile yatmadın kutlayalım mı?" der oldu :)  
 Eylül ve Ekim ayını migrensiz geçirdiğimi tam kutlayacakken benimki dün dayanamadı tuttu yine tüm gün evde uyuyup akşamı da ilaçtan bulanmış kafayla dışarı attım kendimi...



Mudoya bir uğrayın derim; ben şu güzelliklere bayıldım. Gerçi fiyatlar biraz uçmuş durumda ama.... (Uçmuş?)...

karikatür manyağı olarak arkada ki paravan ve hemen önünde ki puflar ve diğerleri...
 Bu küçük dolaba hasta oldum...
CD çalar, radyo, hafiza kartı ve usp girişi özelliği bulunan  müzik kutusu...
 Ve bu plastik kutu...


 

29 Ekim 2012 Pazartesi

Cumhuriyet

    Cumhuriyetimizi kutlamamıza engel olmaya çalışan tüm iç düşmanlara rağmen, sen rahat uyu! Bu vatan bize senin eserin ve bu vatanı bölemeyecekler... 
"ATAM İZİNDEYİZ! "

21 Ekim 2012 Pazar

SES 1, 2..

  İşim sesimle ilgili olunca ve laranjit olup tüm sesimi kaybedince bana da izin yolları göründü :) böyle hastalığın gözünü  seveyim :)  Tabii raporlu olup evde kalınca bugün ne diksem diye dolandım durdum çanta dikmeye karar verdim vazgeçtim, takı yapiim dedim vazgeçtim, en iyisi yastık dikeyim dedim daha az yorucu olur diye giriştim... Son zamanlarda yaptığım çoğu şey bittikten sonra şunu diyorum; "Bu da Deniz' in olsun!" Temmuzdan beri eşimden sonra ki en büyük aşkım o benim.  Tabi ki yastık ta onun oldu. Yengesi yer onu :)  Bir diğer günde de bir bebek dikeyim dedim giriştim kesmeye biçmeye arada dinlenmeydi film izlemeydi derken, Sabah başladığım bebek akşam 11 gibi ancak bitti.   Bir de nostalcik yapıp çocukluğumda izlediğim filmlerden "The Blue Lagoon"  "Mavi Göl" ü buldum evde ohh hafta ortası tatil bir başka keyifliymiş...





İşte benim aşkımm!

18 Ekim 2012 Perşembe

ev hanımı denemeleri...

   Hep dikiş hep hobi nereye kadar. Kadınım ben kadın arada bi mutfağa gir bi iki yemek bişey yap ev hanımı ol diğmi...Eh işte ben de kendi çapımda yapmıyor değilim yapıyorum tabi birşeyler ama kendime kadar öyle artistik yemek çalışmalarım pek yok. Zaten işten eve gelişim akşam dokuzu onu bulunca o saatten sonra ne kadar ev hanımı olursun...
   Hem zaten çok tembelim. Doğuştan gelen bir şey bu tembellik dokuz ay on gün yattım içerde. çıkarmasalar daha kalırdım güzel günlerdi... 
  Tabii mutfağa düşkün olmak için telkin de şart fakat beyimiz hazretleri öyle her yemeği sevmez , yemez, beğenmediği her yemeğe de öyle bahaneler bulur ki şaşkınlıkla izlerim. sonunda da "sen onu ye ben dışarıdan söylerim" der, deli eder. Yoksaa ben eskiden çook marifetliydim hamur işi olsun egzantirik yemekler olsun yapardım yani. çok ta severdim mutfakta takılmayı  ama beyimiz beni soğuttu bu işten ne yapsam olumsuz karşılanınca ben de çektim eli ayağı. yemeklerimiz belirli şeylerle sınırlı pek aşmıyoruz sınırımızı. Evde sulu yemek hiç pişmez mesela pişse bile taze fasülye pişer o kadar.
   Neyse iyice lafı uzattım konu şu ki;  bir kaç yıl önce bir balık lokantasında yediğimiz sıcak helvanın tadı damağımızda kalmıştı kayınvalidem de daha sonra oraya gidip şeften tarifi kapmış. İnternetten baktığımda çeşit çeşit tarif var. ben de bizdekini  paylaşmak istedim sizinle. Kırk yılda bir bişey yaptım paylaşıcam tabi ki :)

  Şundan şu kadar bundan bu kadar diyemicem ben iki kişilik yaptım. Göz ayarı yiyebileceğiniz kadar yapabilirsiniz.

Malzemeler;
Havuç
Sade tahin helvası
alüminyum folyo
Teflon tava

Nasıl yapıyoruz;
  Alüminyum folyoyu düz bir zeminde genişçe açıyoruz, üstüne havuçu rendeliyoruz daha sonra ince kestiğimiz helvayı havuçun üstüne seriyoruz ve alüminyum folyoyu üstüne kapatıp kenarlarını hava kaçırmayacak şekilde bir, iki kat katlıyoruz. Isınmış tavaya koyup orta ateşte beş dakika kadar pişmesini bekliyoruz. Alüminyum folyonun ısındıktan sonra şişmesi gerekiyor. şişmiyorsa hava kaçırıyor demektir. 5 dak sonra ateşten alıp direk folyodan yiyebilirsiniz sıcak sıcak :)




Rengine kapılmayın :) önce bir tadın... Ha havuçla helva ne alaka mı dedi biri? Ben de demiştim yemeden önce. İlk önce bi tadalım lütfen yine beğenmezsek havuçsuz yaparız ama daha az ateşte tutarız :)

8 Ekim 2012 Pazartesi

Mutfak yenileme

  Ne zamandır paylaşacağım mutfat dolabı fotoğraflarımı sonunda hazırladım.  Henüz kendi evimize sahip olamadığımız için kirada takılıyoruz. Tabi insanın kendi evi olmayınca öyle her şeyi boyayıp değiştiremiyor. Evlendiğimiz de eşimin daha önceden yaşadığı bekar evinden ayrılmadık. Tek kişilik evi iki kişiliğe çevirdik, biraz yenileyip adam ettik o kadar.  Salonda iki kapaklı bir dolap vardı ilk önce onu kapladım. Hoşuma gidince de gözü mutfak dolaplarına diktim. İlk önce dolaplar beyazdı. ardından kırmızı kaplama kağıtları ile kaplamıştım ama kağıt zamanla kötü bir hal alınca sökmek zorunda  kalmıştım. Karikatür desenli kaplama kağıdı daha kalın ve daha sağlam durunca mutfak dolaplarında da hoş olur diye düşünüp giriştim... Tüm dolaplar bir saat içinde kaplandı bitti. Salonda ki küçük dolabı da daha sonra mutfağa alıp erzak dolabı yaptım.Üç yıldır bu şekilde kullanıyorum henüz hiç bir şey olmadı.   Biz buradan çıkınca ev sahibi umarım bu değişikliklerden memnun kalır :)

6 Ekim 2012 Cumartesi

İzmir gezmesi 2

  İlk gün orman havasını bol bol içimize çektikten sonra ikinci güne de ne zamandır görmek istediğim Şirince ve Efes'i ayırdık. Tabii geçerken de bir Nazar köy yaptık. Şirinceden bol bol şarap aldık. Doktorlar şarabı özellikle benim gibi kansızlık sorunu olan kişilere günde bir bardak tavsiye ediyorlar tabii özellikle kırmızı meyve şaraplarını...
  Şirince çok güzel bir köy; mimari yapısı, doğası, şarapları,tarihi hepsine hayran kaldım. Keşke Ege de bir yerde doğmuş olsam bu topraklar memleketim olsa demedim değil ama benim caanım trakyamın da gözünü seveyim o ayrı!
   Özelikle Efes'i gezerken bir zaman makinası olsa neler neler yapardık geçmişte hangi dönemlere giderdik eşimle sürekli hayaller kurduk. Tabi ki beyimizin en büyük hayali o dönemlere şimdi ki digital fotoğraf makinası ile gidip her şeyi tek tek kaydetmek... Öyle bir imkan olsa o zamanda bizi ya tanrı yapar taparlar ya da şeytan deyip asarlar dı ya neyyse :))  Efes'e hayran kaldım imkan olsa günlerce çıkmazdım oradan.

   Bu arada Nazarköy de boncuk sanatı tahmini 1950 yılından bu yana yapılmakta. Özellikle lisede cam işlemeciliği bölümünü okuyunca burada ki cam ocakları beni mest etti. Köyün gençleri bu sanatı ileriki nesillere taşımaya devam ediyor.  Ha bu arada adam orada sanat icra ederken içeri giren hanım teyze "başka iş mi bulamadınız, iş mi kalmadı da bu işi yapıyorsunuz?" deyince sinirlerim tepeme vurdu. Çemkirip "sen şu dünyada ne yaptın teyze torunlarına gelecek nesile bırakacağın bir sanatın varmı?" diyesim geldi de sus Aslı dedim...
Neyse efenim biraz da fotoğraflar konuşsun...
 

 Canlarım benim nasıl da sıra sıra dizilirlermiş :)






4 Ekim 2012 Perşembe

İzmir gezmesi 1

    Şu an imkanım olsa gelip İzmir'e yerleşirim. İzmir'in çevresinde bir köye yerleşip sessiz sakin bir hayat sürmek harika olurdu. İnsan burada ne yaşlanır ne de hastalanır. Üç gündür dayımın evinde kafa dinliyoruz, öyle iyi geldi ki İstanbul'a hiç dönesim yok. Burada çocukluğumu hatırladım; bahçede tavuğun altından sıcak yumurtayı toplamak, inek sütü ve çeşmeden su içmek, bol bol böğürtlen yemek, doğal beslenmek off! Şimdi de cırcır böcekleri eşliğinde bu yazıyı yazmak ne güzel...











İzmir Yiğitler mesire yeri yol üstünde bulunan bu çeşmeden akan su demir eksikliğine çok iyi geliyormuş biz de bir kaç şişe aldık. Çeşmeden akan su, düştüğü yerdeki taşları pas rengine boyamıştı.