31 Ağustos 2012 Cuma

"Sevgili kız kardeşim"

Şu günlerde biraz ara vermiş olmama rağmen bir ara her gün bir filmim vardı. Bazısı bittikten sonra pişmanlık bazısı ise vay be ne film di diyebildiğim...  Öyle sinema hakkında çok fazla bir bilgim filan yoktur. Hatta bazı sanatsal filmler de sıkıntıdan patlayabilirim de  (ör: Nuri Bilge Ceylan filmleri).  Beni daha çok, konusu gerçek bir hikayeden alınmış olan ya da hayatta başımıza gelebilecek tarzda ki filmler etkiler.
  Bunlardan biri de my sister's keeper (sevgili kız kardeşim) normal de çok ağlak bi tip olmasam da şu film beni ağlatmıştır. İzlemediyseniz tavsiye edilir...

30 Ağustos 2012 Perşembe

gecenin şarkıları

Zaman zaman nostalji yapmak hoşuma gidiyor. Akşamları yatmaya doğru müziğe sarıyorum. Şimdi yeni keşfettiğim bir radyo var  radyo dejavu 80 ler 90 lar çalıyor. Eskilere dönmek çoğu zaman daha güzel. Şimdiki şarkıların hiçbiri güzel gelmiyor kulağıma. Gerçi bizim zamanımızda olup ta beğenmediğim şarkıları şimdi dinlediğimde geçmişi hatırlattığı için sevdiğim de olabiliyor.
  Ara ara burdan size de yayın yapabilirim.

Bu akşamlık bunlar;
 

 





29 Ağustos 2012 Çarşamba

günün şarkısı "gibi gibiyim"...

    24 saat kafası güzel bir insan olarak bazen diyorum ki bi yerlerde bir sorun olması lazım. İnsan hep mi böyle olur. Herhangi bir konuya 5 dakikadan uzun süre odaklanamıyorum mesela. Anlattığım bir konunun sonuna geldiğimde başını çoktan unutmuş oluyorum. konudan konuya atlamam da cabası :)
    Neyse efenim; uykusuzluk, unutkanlık, dalgınlık, baş ağrısı, migren, halsizlik vs bunların hepisinin sebebi kansızlık ve vitamin eksikliğine bağlı olabiliyormuş. bu sebepten dolayı şimdi kan tedavisine başlama zamanıdır. hazır da rejim ile kiloları tam vermiştim ne güzel diyordum. Şimdi hepsini baştan alıcaz. işin yoksa uğraş yeni baştan.

   Tembellik, halsizlik diz boyu olunca işten geldiğimde vakti ya bilgisayar başında  ya da koltukta yayılarak geçiriyorum ve bu huyuma sinir oluyorum. Bazı çalışan kadınları hayranlıkla izliyorum. Hem çalışıp hem çocuk yapıp (ev işleri de cabası) hem de bir sürü hobisi olan bayanlar var. Nasıl beceriyorsunuz bu ne enerjidir hiç mi yorulmazsınız?
  Biraz hareketlenmek için keçe oyuncaklar dikmeye başlamıştım. Şimdi makine alınca işi oyuncak bebek dikmeye oradan kafadan sallama etekler yapmaya en son da çanta dikmeye kadar getirdim. ha eskiden çook dikiş diktim ama ara verince hepsi gitti tabi bilgilerin.




 Çantaları henüz bitiremedim...

28 Ağustos 2012 Salı

ve yağmur başlar...

Sonunda bugün yağmur yüzünü gösterdi. Ne zamandır bekliyordum kendisini. Yaz güzel mevsim ama bir yerden sonra çekilmez oluyor. Aslında hep ilkbahar ve sonbahar modunda yaşasak negzel olurdu.
(foto @ilpostino)
Gerçi bu insan oğluna da yaranılmıyor doğa ne yapsın. Kışın yazı, yazın da kışı istiyoruz. Tabi aramızda seçiciler de oluyor sürekli kış ya da yaz isteyenler gibi.

   Böyle havalarda sokakta satılan 5 TL. lik şemsiyelerin ömrü malum kısa oluyor... iki ayda bir şemsiye değiştirmekten bıkınca soluğu Eminönü de almıştım bundan 2 sene önce... Orada Celal Birsen' in şemsiyelerini satan bir mağazadan bahsetmişlerdi. Fakat mağaza Kobold marka olarak el değiştirmiş. Sahibine sorduğumuzda Kobold un da yine Celal Birsen in bir yan ürünü olduğunu bir o kadar kaliteli olduğunu söylemişti. Gerçekten de 2 yıldır hiç bir şey olmadan kullanıyorum.Fiyatları 20 TL. den başlayıp 50TL. kadar çıkabiliyor.  Senenin yaklaşık 6 ayını yağmur ayı olarak düşünürsek. her ay bir şemsiyeye para vermektense bir tane alıp senelerce kullanabiliriz.


Fotoğraf için Pınar a teşekkürler...

24 Ağustos 2012 Cuma

pipilipilav

Daha bayram gezmesini üstümden atamadan tekrar Trakya yolları beni bekler.
   Kuzenimin çocuklarının bi adet çüklü pilavı varmış, yiyip gelicem...
    Hiç sevmesem de şu düğün olaylarını işin içinde akraba olunca bize de gitmek düşüyor...
    İşten son ana kadar izin koparamayınca kıyafeti almak ta son güne kaldı tabii. Bu tarz koştur koştur yapılan işler hiç bana göre değil. Hele ki süslenip püslenmek konusunda olan yeteneksizliğim  uzak diyarlara kadar nam salmış durumda... şimdi ben bir gidip gelicem...

21 Ağustos 2012 Salı

Bana her gun bayram

İletişim kurmakta biraz sorunluyum ilk başta insanlar beni çok yabani, soğuk, kendini beğenmiş sanırlar pek hoşlanmazlar :)  biraz tanışıp gerçek Aslı ortaya çıkmaya başlayınca ise severler. ( en azından bana öyle diyorlar bilemiyorum :) ve en nihayetinde de hepsi aynı sonuca varır Aslı=deli çevremde ki bir çok insan hakkımda deli olduğumu düşünüyor. Hatta çalıştığım bölümde ki dr. Herman bey   (kendisi için ayrıca bir post hazırlayacağım...) ben de bir şeyler olduğunu anlayıp "psikiyatriye git sen normal değilsin!" diyip  yolladı beni. psikiyatr da dinledikten sonra  "olur öyle!" diyip gönderdi... Sonuç olarak çevrenin koyduğu teşhisle yaşıyoruz. Deliyim, kafam 24 saat güzel, hiç bir şeyi dert etmem, fazlasıyla rahatım hatta öyle rahatım ki insanlar bu kadar rahat olmama sinir oluyorlar bazen ama mutluyum böyle...
(fato biraz eski sene 2005 şimdi saçlar belimde tabii...)

  Bu arada herkesin şeker bayramı kutlu olsun. Biz de gittik anamızın babamızın elini öptük geldik. Temiz Trakya havası ve annemlerin zorla ağzımıza tıkıştırdıkları yemekler ile kendimizden geçtik. Herhalde orada yaşasam şu anda 70 kilo olmuştum durmadan birşeyler yediriyorlar direnince de açlıktan öleceğimizi söylüyorlar. Ve biraz çıkışınca da fiks lafları "anne baba olunca görürüm ben sizi!" oluyor. Peki deyip geçiyoruz...
  Dalından körpecik kavunlar, karpuzlar, domatesler topladık. vakit olsa böğürtlen toplamaya da gitmek isterdim. bir kaç hafta ile incir sezonunu yakalayamadım henüz olmamışlar.


Ve instagram çıktı çıkalı bizim fotoğraf makinası bir kenara atıldı, taşınmaz oldu. Telefon fotoğrafçısı olduk iyice neyi görsek fotoğraf çektik durduk...



Trakya yollarında...

7 Ağustos 2012 Salı

Yemek yapan koca

Vardiyalı bir işte çalıştığım için bazı haftalar eve gidişim akşamları 9, 10' u bulabiliyor. Böyle zamanlarda diyorum ki eve gittiğimde yemek hazır olsa hemen sofraya otursam ama nerdee... Genellikle o saatten sonra mutfağa girip yemek yaptısı, piştisi, yemesi, toplaması, yıkaması saat gece 11 i buluyor... Pek sevgili kocacım da öyle herşeyi beğenmiyor. Hepsine takacak bir kulbu var yemeklerin. Her akşam dönen muhabbetimiz "bu akşam ne istersin hayatım?" "fark etmez sen ne yaparsan yerim!" Yermiş... Hiç bir şeyi beğenmez ki. o zaman sen yap ben de yiyim dediğimde ise, dışardan söyleriz diyor.
Geçen gün national geographic te bir adam uzakdoğu yemeklerini anlatıyor ne görse yiyor artık siz düşünün yediklerini... Benimki dönüp "yarın akşam sana enfes bir yemek yapıcam, toton düşçek" dedi. O an bi korku sardı içimi "bu gördüğü yemeklerden hangisini yapacak acaba?" diye. Gerçi eskiden çok güzel yemekler yapardı ama evlendikten sonra bi saldı kendini, mutfağa girmez oldu.
Dün arkadaşıma anlattığım da "istersen eve gitmeden bi tosttu bişeydi ye de git aç kalma." dedi. neyse efenim güvendim gittim ve utandım düşündüklerimden dolayı. Önlüğünü takmış, masayı, salatayı, yemeği hazırlamış, hatta işini bitirip mutfağı da toplamış bir koca buldum evde... Kendisine sevgilerimi iletir aynı performansı bu akşam da beklerim...

5 Ağustos 2012 Pazar

Tatil dedigin...

Geçtiğimiz haftalarda bir kaç günlük tatil yapalım dedik. Ne zamandır babamlar çağırıyordu Burhaniye Ören’e gelin diye gittik gördük. Birincisi denizi çok soğuk hipotermi yaşadığımı düşündüm girişimle çıkışım bir oldu daha da girmedim...Onun dışında çevrede gezilecek çok güzel yerler var biz hepsini gezemesek te gittiklerimize hayran kaldık...

Tatilde verdiğim kararlar ise şöyle. Birdaha Ören’e gidermiyim? Pek sanmıyorum bellki... Ama Çevresinde başka bir yere gidebilirim.Çünkü gezemediğimiz yerler var hatta gittiklerimize doyamadım bi kere daha gitmek istiyorum. Ha bundan böyle Temmuz, Ağustos gibi izne çıkarmıyım? Hiç sanmıyorum o kadar sıcaktı ki ne gezdiğimi anladım ne geceleri uyku uyuyabildim. Terlemekten kilo verdim. Bundan böyle Haziran, Eylül, Ekim aylarını ideal tatil ayı olarak seçiyorum.
Arkadaşlarımız Müge ve Ersoy çifti olmasalar, bizi gezdirmeseler, bir gün kalıp dönmüştük iyi ki varlar :).
Eğer yolunuz düşerse mutlaka gitmenizi tavsiye edeceğim yerler var tabi ki. Gidenleriniz zaten bilir... Havuz keyfi yapmak için ya da havuz başında ve orman içinde yemek yemek için illa ki Çamlıbel köyünde ki Düşler Vadisine gidin derim. Biz akşam havuz başında yemek yedik. Gündüzleri havuz açık oluyormuş yakında yanına pansiyon da yapılacakmış gidip kalabilinecek bir yer de olacak...


Tabi burdan dönüşte vaktiniz varsa mutlaka Saklı Bahçe'ye uğrayın derim...Hatta buranın hemen çıkışında köylülerin sattığı doğal böğürtlen konsantresinden bir şişe alın hatta daha fazla alın sonra benim gibi niye bi şişe aldım ki diye hayıflanmayın...


Bunun dışında taş evleri ile ünlü iki köy gezdik Adatepe ve Yeşilyurt köyleri. Her ikisi de harika bir yapıya sahip. Evleri sokakları sizde zaman yolculuğuna çıkmış havası yaratıyor.İnsanın kalıp yerleşesi bir daha da o köyden dışarı adım atmayası geliyor...






En son gün de Cunda adasına gittik hayran kaldım harika bir yer. Aslında gittiğim yerler de fotoğraf makinesi ile onlarca fotoğraf çekerim ama bu sefer kendimi gezdiğim yerlere öyle kaptırmışım ki hiç fotoğraf yok diyebilirim, eşimin çektikleri hariç...




Eğer giderseniz mutlaka dondurma yiyin. Cunda sahilde balık yiyin. Kalacaksanız semt pazarına uğrayıp doğal sebze meyve alın mis gibi. Biz babamların bahçede ki mandalina ağaçlarından daha olmamış mandalinalar topladık bunları dilimlere bölüp buzluğa attım meyve suyuna ya da içkinin içine buz yerine bunlardan koyduğumda çok güzel bir tat veriyorlar...
Anladım ki benim tatil anlayışım bütün gün denize ya da havuza girip güneş altında oturmak değil. Hiç görmediğim yerleri gidip gezmek, tatmadığım lezzetler tatmak. Öyle güzel yerleri varki memleketimin çok param olsa ve bol bol zamanım ve tabi ki bunu kaldıracak enerjim; durmadan gezerdim :) Şimdi sırada İzmir var Ekim de ordayım...